Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, motorlu taşıt sürücü adayları sınavlarının elektronik ortamda, ''e-sınav'' yöntemiyle yapılabileceğini, projeyle ilgili altyapı hazırlıklarının son aşamaya geldiğini bildirdi.MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un yazılı soru önergesini yanıtlayan Çelik, Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı'nın, ortalama 2 ayda bir yapıldığını hatırlattı.Çelik, bu sınavlara ortalama 400 bin kişinin katıldığını belirterek, sınavların Türkiye genelinde 136 merkezde yapıldığını bildirdi.Sınav salonlarında meydana gelen olumsuzlukları tespit etmek amacıyla her sınavda ortalama 1500 tutanak tutulduğunu belirten Çelik, ''Bu tutanaklarda bir takım bilgilere ve olumsuzluklara vurgunun dışında, birçok sınav sonucunun iptal kararları da yer almaktadır. Sonuçların bilgisayarlarda değerlendirme işlemi sonrasında, bu tutanaklar tek tek incelenerek, işleme alınmak üzere sisteme veri girişi yapılmaktadır'' bilgisini verdi.
5 Mart 2009 Perşembe
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, motorlu taşıt sürücü adayları sınavlarının elektronik ortamda, ''e-sınav'' yöntemiyle yapılabileceğini, projeyle ilgili altyapı hazırlıklarının son aşamaya geldiğini bildirdi.MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un yazılı soru önergesini yanıtlayan Çelik, Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı'nın, ortalama 2 ayda bir yapıldığını hatırlattı.Çelik, bu sınavlara ortalama 400 bin kişinin katıldığını belirterek, sınavların Türkiye genelinde 136 merkezde yapıldığını bildirdi.Sınav salonlarında meydana gelen olumsuzlukları tespit etmek amacıyla her sınavda ortalama 1500 tutanak tutulduğunu belirten Çelik, ''Bu tutanaklarda bir takım bilgilere ve olumsuzluklara vurgunun dışında, birçok sınav sonucunun iptal kararları da yer almaktadır. Sonuçların bilgisayarlarda değerlendirme işlemi sonrasında, bu tutanaklar tek tek incelenerek, işleme alınmak üzere sisteme veri girişi yapılmaktadır'' bilgisini verdi.
1 Mart 2009 Pazar
Sevgili Okurlarım,
bu seferki yazımı benim için tutku olan otomobillerin yakıt sistemleri üzerine yazdım ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Yanlış anlamayın; ben ne makine mühendisi ne de otomobil mühendisiyim. Yalnızca otomobillere ilgi ve ülke problemlerine duyarlı olan bir akademisyenim.
Otomobiller ya da motorlu taşıtlar, hayatımızın vazgeçilmez birer parçası. Ancak bu taşıtlarla ilgili en büyük problem, yakıtlarının pahalı olması ve çevreyi kirletmeleri olarak bilinmektedir. Bu arada dünyanın en pahalı petrolünü de Türk tüketicisi kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu pahalılığın en büyük nedeni ise; petrole konulan verginin yüksekliğidir. Örneğin, 1 TL civarına mal olan benzini bizler Türkiye’de 3 TL’ye yakın bir fiyatla alabilmekteyiz. Bu durumda tüm dünyada benzin ve mazota alternatif arayışı sürerken, Türkiye’nin bu konuda daha hızlı çözüm bulması gerekmektedir.
Benzine alternatif bir diğer yakıt LPG, yani tüp sistemi. LPG sistemi uygulanan benzinli otolarda % 35-40 civarında tasarruf sağlanabilmekte. Ancak bunun da getirdiği sıkıntılar bulunmaktadır. Bunlardan ilki; aracınız sıfır alındığında 1-5 sene arasında garantisi var ise tüp taktırdığınızda, firma bu garantiyi iptal etmektedir. Hyundai gibi birkaç marka, fabrika çıkışı ya da sonradan takma tüplü otomobiller de satmakta fakat bu sefer de piyasada 800-1000 TL arasında taktırılabilecek sistemler 1500-2000 TL fark ile alınabilmektedir. Sonradan taktırma lpg sistemleri her otomobile uyum sağlamadığından, beyin arızası ya da türlü türlü başka arızalara neden olabilmekte, sonuçta çok daha pahalıya mal olabilmektedir. Tüplü otomobillerle kapalı garajlara giriş de yapılamamakta, bagajın bir kısmını kapladığı için yükleme alanı da azalmakta, ayrıca aracın performansını düşürüp yakıtı arttıracak ekstra bir ağırlık da yapmaktadır. Belki de en önemli zararı; benzin deposu taşıyarak, patlamaya hazır otomobillerimizin ikinci bir patlayıcı bomba taşıması anlamına gelmekte, bir kaza anında iki depodan birinin parlama ve patlama riskinin daha da artmasıdır.
Hibrit sistemlerine gelince; hibritin kelime anlamı melez olup, bunlar hem elektrik hem de sıvı yakıtla çalışan otomobillerdir. Fakat en büyük sorunları, akü güçlerinin çok sınırlı olması, bu nedenle belli bir gücün üstünde enerji istendiğinde sıvı yakıta geçilmesidir. Bu otomobiller şehir içi kullanımları için ideal görünmektedir. Çünkü hem sıvı yakıt tüketimini hem de çevre kirliliğini azaltmaktadır. Bu tip otoların en büyük sıkıntıları ise ilk alımda aynı markanın hibrit olmayanına göre çok daha pahalı olmalarıdır. Türkiye’de satılan bir modele örnek vermek gerekirse; Honda civic’in 1400 cc hacimli motorunun hibriti var, ancak yaklaşık 10000 TL daha pahalı. Sanırım bu nedenledir ki Toyotanın pirius modeli de Türkiye’ye yıllardır getirilmiyor.
Tamamen elektrikle çalışan otomobillere gelince; bunların şarj üniteleri çok yer kapladığından ve de şarj süreleri çok uzun olduğundan, halen verimli olarak kullanılamamaktadır. Ayrıca Avrupa’nın kalabalık kentlerinde kullanılan küçük elektrikli otomobiller dışında, seri üretimi yapılan aile otomobilleri de piyasada bulunamamaktadır.
Güneş enerjisi ile çalışan otomobil denemeleri ve örnekleri de bulunmakta, ancak enerji toplama santrallerinin çok yer kaplamaları, buna rağmen kabin kullanım alanlarının darlığı nedeni ile küçük otomobillerde halen deneme aşamasında denilebilir.
İstanbul ve Ankara gibi Büyükşehirlerde doğalgaz ile çalışan otobüsler de bulunmaktadır. Avrupa’da yıllardır otomobillere de uygulanmış seri üretim doğalgazlı otomobiller bulunmaktadır. Bu taşıtlar hava kirliliğinin önlenmesinde büyük katkı sağlayabilir ancak Türkiye’nin akaryakıtta dışa bağımlılığına çözüm olmaz.
Sıvılaştırılmış bor ile çalışan otomobiller de söz konusu ve bu sistem sıradan her tür benzinli otomobile de uyarlanabilmekte, ancak bu sistem ne halkımız tarafından bilinmekte, ne de bu sistemin tanıtımı yapılmaktadır. Yine de bazı sanayi ustalarının kendi çabaları ile bu sistemi uyguladıklarını bilmekteyiz. Dünya bor madeni rezervinin %70’i Türkiye’de bulunmaktadır. Türkiye’nin ise bu madeni işlemeden, çok düşük bir fiyata yurt dışına pazarladığı söylenmektedir. Devletin ve otomobil firmalarımızın bu işe bir an önce eğilmesini beklemekteyiz.
Havalı motorlara gelince, bundan yıllarca öncesinde Türk televizyonlarında yine bir Türk sanayi ustasının, mobiletini sadece hava basıncı ile çalıştırdığını izlemiştim. Yıllar sonra bu sistemi bir Fransız firmasının geliştirerek seri üretime geçeceği haberini okudum. Bu haberi sizlerle de paylaşmak istiyorum: 2 silindirli ve çalışma prensibi olarak içten yanmalı motorlara benzeyen hava motorları gerekli enerjiyi otomobilin altına konumlandırılmış olan ve 300 bar basınçla sıkıştırılmış hava bulunduran karbonfiber hava tankından almaktadır.
Fransız motor üreticisi MDI Firmasının CityCat adını verdiği yeni modeli 800 cc’lik hava motorundan 25 HP güç üretip 110 km/s hıza ulaşabilmektedir. 2,65/1,62/1,64 metrelik ebatlarıyla tam bir şehir otomobili olan CityCat 550 kg ağırlığındadır. Otomobil bir depo hava ile şehir içinde 200-300 kilometre yol gidebilmektedir Otomobilinizin havası bittiğinde, kurulacak olan yüksek basınçlı hava dolumu yapan istasyonlarda iki dakikanızı ayırmanız yeterli olmaktadır. “İstasyona para vermek istemiyorum, kendi havamı kendim doldururum” diyenlerin ise araçla birlikte verilecek olan hava kompresörünün bir ucunu otomobiline, diğer ucunu ise 220 voltluk şehir elektriğine bağlamaları gerekmektedir. Ancak şebeke elektriğini kullanarak dolum yapmak isteyenlerin 4 saat beklemeleri gerektiğinden, hava istasyonlarında dolum yaptırmak daha mantıklı görünmektedir. Hayal değil gerçek sıfır yakıt, sıfır hava kirliliği, sıfır tehlike. Oh ne güzel ne hoş. Devletimizden beklentimiz; bu sistemi bir an önce hayata geçirmesidir. Akaryakıt vergilerini kaybederim endişesi taşımasınlar. Bu devletin bu gelire gerçekten ihtiyacı var ise, bu vergiyi tüm otomobillerin satışına ve bandrolüne yansıtsınlar, hiç değilse Türkiye’nin parası petrol alımı için dışarı gitmesin ve de soluduğumuz hava temiz kalsın.
Havalar nasıl olursa olsun Sizin havanız yerinde olsun.
Yrd. Doç. Metin Kasım
Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi
Radyo Televizyon Bölümü Fotoğrafçılık ve Grafik Anabilim Dalı Başkanı
20 Şubat 2009 Cuma
17 Şubat 2009 Salı
13 Şubat 2009 Cuma
20 Ocak 2009 Salı
Artık, motorlu taşıt sürücü kursu sınavları klasik yöntemlerle değil, internet üzerinden yapılacak. Adayların belirlenen sınav merkezlerinde olacağı "e-sınav"lar, hafta içi ve hafta sonu, günün
15 Ocak 2009 Perşembe
14 Ocak 2009 Çarşamba
Sorulan soru şu:
"Resimde gösterilen otobüs hangi yöne doğru hareket ediyor? Resmi iyice incele ve cevap vermeye çalış.
(cevabın "sağ" ya da "sol" olabilir).
Cevabını vermeden önce iyice düşün.

Peki, o zaman ben söyleyeceğim! Anaokulundaki tüm çocukların cevabı "SOL" olmuştu. "Neden sol" diye sorulduğunda, çocukların cevabı şu olmuş: "ÇÜNKÜ OTOBÜSÜN KAPILARI GÖRÜNMÜYOR"!
13 Ocak 2009 Salı
Bundan böyle her ilin trafik yoğunluğu ve hasar-prim dengesine göre sigorta primleri şirketler tarafından belirleniyor. En yüksek primi ödeyen iller sıralamasında İstanbul başı çekerken, Bingöl, Tunceli, Sinop riski düşük iller arasında
Eskiden Türkiye genelinde bütün sürücüler aynı trafik sigortası primini öderken, serbest tarifeyle birlikte sigortalının ödeyeceği prim de her ilin trafik yoğunluğu ve hasar-prim dengesine göre değişiyor.
Böylece İstanbul, Ankara, İzmir gibi riski yüksek illerdeki sürücülerin sigorta poliçesinin bedeli, Bingöl, Sinop, Erzincan gibi riski düşük illerde yaşayan sürücülerin cebinden çıkmıyor.Temmuz 2008 tarihinden itibaren trafik sigortasında serbest tarifeye geçildi. Eskiden Hazine Müsteşarlığı tarafından bütün iller için standart tek bir tarife uygulanırken, teminat tutarları hariç trafik sigortası primlerini artık sigorta şirketleri kendileri belirliyor. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği (TSRŞB) de sektörden topladığı bilgiler ışığında bir rehber tarife hazırlıyor. Hazine bunu referans noktası olarak alırken, şirketler de kendi portföyü ve hasar-prim dengesini göz önüne alarak fiyatlarını belirliyor.
http://www.nethaber.com/Ekonomi/86665/Trafik-sigortasinda-serbest-tarifeyle-tek-tarife-uygulamasi
12 Ocak 2009 Pazartesi
Dünyanın ilk uçan otomobili diye lanse edilen Terrafugia Transition’ın “test sürüşü” önümüzdeki ay yapılacak. İki kişilik bir otomobilken, 15 saniye içinde bir uçağa dönüşebilen Terrafugia Transition’ın 18 ay içinde de showroom’lardaki yerini alması bekleniyor.
Eski NASA mühendisleri tarafından geliştirilen otomobil, karada ve havada gücünü 100 beygirlik motorundan alacak. Maksimum 180 km hıza erişebilen otomobilin tek bir depo benzinle 750 km uçabileceği öne sürülüyor.






























