1 Mart 2009 Pazar

Bugün ki konum, eşimin basında yayınlanmış havalı otomobiller ile ilgili makalesi.

Sevgili Okurlarım,
bu seferki yazımı benim için tutku olan otomobillerin yakıt sistemleri üzerine yazdım ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Yanlış anlamayın; ben ne makine mühendisi ne de otomobil mühendisiyim. Yalnızca otomobillere ilgi ve ülke problemlerine duyarlı olan bir akademisyenim.
Otomobiller ya da motorlu taşıtlar, hayatımızın vazgeçilmez birer parçası. Ancak bu taşıtlarla ilgili en büyük problem, yakıtlarının pahalı olması ve çevreyi kirletmeleri olarak bilinmektedir. Bu arada dünyanın en pahalı petrolünü de Türk tüketicisi kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu pahalılığın en büyük nedeni ise; petrole konulan verginin yüksekliğidir. Örneğin, 1 TL civarına mal olan benzini bizler Türkiye’de 3 TL’ye yakın bir fiyatla alabilmekteyiz. Bu durumda tüm dünyada benzin ve mazota alternatif arayışı sürerken, Türkiye’nin bu konuda daha hızlı çözüm bulması gerekmektedir.

Türkiye’de yakın zamana kadar, benzine alternatif olarak mazot görülmekte idi. Fakat Türk tüketicisi mazotlu otolara dönünce, kaybolan vergi kazancını telafi etmek için devlet, ardı ardına zam yaparak, mazot fiyatını benzine yaklaştırdı. Mazotlu otoların daha pahalıya alındığı ve masraflarının da daha fazla olduğu düşünüldüğünde, dizel otomobil alıp da gürültü dinlemenin bir mantığı kalmadı.
Benzine alternatif bir diğer yakıt LPG, yani tüp sistemi. LPG sistemi uygulanan benzinli otolarda % 35-40 civarında tasarruf sağlanabilmekte. Ancak bunun da getirdiği sıkıntılar bulunmaktadır. Bunlardan ilki; aracınız sıfır alındığında 1-5 sene arasında garantisi var ise tüp taktırdığınızda, firma bu garantiyi iptal etmektedir. Hyundai gibi birkaç marka, fabrika çıkışı ya da sonradan takma tüplü otomobiller de satmakta fakat bu sefer de piyasada 800-1000 TL arasında taktırılabilecek sistemler 1500-2000 TL fark ile alınabilmektedir. Sonradan taktırma lpg sistemleri her otomobile uyum sağlamadığından, beyin arızası ya da türlü türlü başka arızalara neden olabilmekte, sonuçta çok daha pahalıya mal olabilmektedir. Tüplü otomobillerle kapalı garajlara giriş de yapılamamakta, bagajın bir kısmını kapladığı için yükleme alanı da azalmakta, ayrıca aracın performansını düşürüp yakıtı arttıracak ekstra bir ağırlık da yapmaktadır. Belki de en önemli zararı; benzin deposu taşıyarak, patlamaya hazır otomobillerimizin ikinci bir patlayıcı bomba taşıması anlamına gelmekte, bir kaza anında iki depodan birinin parlama ve patlama riskinin daha da artmasıdır.

Hibrit sistemlerine gelince; hibritin kelime anlamı melez olup, bunlar hem elektrik hem de sıvı yakıtla çalışan otomobillerdir. Fakat en büyük sorunları, akü güçlerinin çok sınırlı olması, bu nedenle belli bir gücün üstünde enerji istendiğinde sıvı yakıta geçilmesidir. Bu otomobiller şehir içi kullanımları için ideal görünmektedir. Çünkü hem sıvı yakıt tüketimini hem de çevre kirliliğini azaltmaktadır. Bu tip otoların en büyük sıkıntıları ise ilk alımda aynı markanın hibrit olmayanına göre çok daha pahalı olmalarıdır. Türkiye’de satılan bir modele örnek vermek gerekirse; Honda civic’in 1400 cc hacimli motorunun hibriti var, ancak yaklaşık 10000 TL daha pahalı. Sanırım bu nedenledir ki Toyotanın pirius modeli de Türkiye’ye yıllardır getirilmiyor.
Tamamen elektrikle çalışan otomobillere gelince; bunların şarj üniteleri çok yer kapladığından ve de şarj süreleri çok uzun olduğundan, halen verimli olarak kullanılamamaktadır. Ayrıca Avrupa’nın kalabalık kentlerinde kullanılan küçük elektrikli otomobiller dışında, seri üretimi yapılan aile otomobilleri de piyasada bulunamamaktadır.
Güneş enerjisi ile çalışan otomobil denemeleri ve örnekleri de bulunmakta, ancak enerji toplama santrallerinin çok yer kaplamaları, buna rağmen kabin kullanım alanlarının darlığı nedeni ile küçük otomobillerde halen deneme aşamasında denilebilir.
İstanbul ve Ankara gibi Büyükşehirlerde doğalgaz ile çalışan otobüsler de bulunmaktadır. Avrupa’da yıllardır otomobillere de uygulanmış seri üretim doğalgazlı otomobiller bulunmaktadır. Bu taşıtlar hava kirliliğinin önlenmesinde büyük katkı sağlayabilir ancak Türkiye’nin akaryakıtta dışa bağımlılığına çözüm olmaz.
Sıvılaştırılmış bor ile çalışan otomobiller de söz konusu ve bu sistem sıradan her tür benzinli otomobile de uyarlanabilmekte, ancak bu sistem ne halkımız tarafından bilinmekte, ne de bu sistemin tanıtımı yapılmaktadır. Yine de bazı sanayi ustalarının kendi çabaları ile bu sistemi uyguladıklarını bilmekteyiz. Dünya bor madeni rezervinin %70’i Türkiye’de bulunmaktadır. Türkiye’nin ise bu madeni işlemeden, çok düşük bir fiyata yurt dışına pazarladığı söylenmektedir. Devletin ve otomobil firmalarımızın bu işe bir an önce eğilmesini beklemekteyiz.
Havalı motorlara gelince, bundan yıllarca öncesinde Türk televizyonlarında yine bir Türk sanayi ustasının, mobiletini sadece hava basıncı ile çalıştırdığını izlemiştim. Yıllar sonra bu sistemi bir Fransız firmasının geliştirerek seri üretime geçeceği haberini okudum. Bu haberi sizlerle de paylaşmak istiyorum: 2 silindirli ve çalışma prensibi olarak içten yanmalı motorlara benzeyen hava motorları gerekli enerjiyi otomobilin altına konumlandırılmış olan ve 300 bar basınçla sıkıştırılmış hava bulunduran karbonfiber hava tankından almaktadır.

Fransız motor üreticisi MDI Firmasının CityCat adını verdiği yeni modeli 800 cc’lik hava motorundan 25 HP güç üretip 110 km/s hıza ulaşabilmektedir. 2,65/1,62/1,64 metrelik ebatlarıyla tam bir şehir otomobili olan CityCat 550 kg ağırlığındadır. Otomobil bir depo hava ile şehir içinde 200-300 kilometre yol gidebilmektedir Otomobilinizin havası bittiğinde, kurulacak olan yüksek basınçlı hava dolumu yapan istasyonlarda iki dakikanızı ayırmanız yeterli olmaktadır. “İstasyona para vermek istemiyorum, kendi havamı kendim doldururum” diyenlerin ise araçla birlikte verilecek olan hava kompresörünün bir ucunu otomobiline, diğer ucunu ise 220 voltluk şehir elektriğine bağlamaları gerekmektedir. Ancak şebeke elektriğini kullanarak dolum yapmak isteyenlerin 4 saat beklemeleri gerektiğinden, hava istasyonlarında dolum yaptırmak daha mantıklı görünmektedir. Hayal değil gerçek sıfır yakıt, sıfır hava kirliliği, sıfır tehlike. Oh ne güzel ne hoş. Devletimizden beklentimiz; bu sistemi bir an önce hayata geçirmesidir. Akaryakıt vergilerini kaybederim endişesi taşımasınlar. Bu devletin bu gelire gerçekten ihtiyacı var ise, bu vergiyi tüm otomobillerin satışına ve bandrolüne yansıtsınlar, hiç değilse Türkiye’nin parası petrol alımı için dışarı gitmesin ve de soluduğumuz hava temiz kalsın.
Havalar nasıl olursa olsun Sizin havanız yerinde olsun.

Yrd. Doç. Metin Kasım
Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi
Radyo Televizyon Bölümü Fotoğrafçılık ve Grafik Anabilim Dalı Başkanı

1 yorum:

Sabrith dedi ki...

Thanks your visiting!
Your blog is beautiful
I love the cars

kisses